Macahel..

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Masalsi bir anlatim olsun diye yapmadim bu girisi, kelimelerin kendi anlamlariyla gittik ülkemin sonuna kadar. Kuzey ucuna. Savaslarin cizdigi sinirda, dost akraba insanlar cift dil sinirsizliginda yasamaya devam etmekteler. Artvin Macahel. Simdi Camili son köyün adi, dildeki cesitliligi zenginlik degil öcü görüp yer yöre isimlerini degistiren politikalar sonucu.

1800 metredeki Macahel Gecidini tirmanirken hava kararmaya baslamisti. Manzara inanilmaz, hem ürkütücü hem de insanin yüregini costuran cinstendi. Ben de buralara ilk defa geliyordum ama bir tek yol vardi ve onun da bu olduguna neredeyse emindim. Avrupali dostlarimiz ise hafiften endiselenmeye baslamislardi. 20 km boyunca hic bir tabela ve isaret görmedik, karayollari sagolsun. Yolun kenarinda duvar yüksekliginde kar kütleleri vardi hala, direnmis erimemis. Zaten kisin bu yok kapanirmis, gecidin berisindeki köylerin sakinleri özel izinle Sarp’tan dolasip giderlermis ilceye.

Sonunda pansiyona vardigimizda hava kararmisti ve yorgunduk. Yüzyillik bir bürokratik engel, iyi niyetli insanlar sayesinde asildiktan sonra odalarimiza yerlestik ve anne yemekleri yedik semaver cayi öncesi. Hersey ve her yer o kadar sessiz ve karanlikti ki. Zamanin durdugu ya da hic acelesinin olmadigi o tuhaf ülkelerden birine gelmistik sanki. Zaten bir sinirda olmanin heyecanini yatistiramiyordum icimde. Nedense bu durumu cok büyüttüm, olumlu anlamda yani. Bir kac adim atip baska bir ülkeye girilebilirdi, tabi sinir güvenligi cok önemliydi ve ihlal hos görülemezdi. Gitmek istiyorsak Sarp’tan girmeliydik. Bu tam olarak komsunuzun evine bacadan girmemek gibi birsey sanirim! Zaten öte tarafa gecmek degil, sinirda olmakti beni heyecanlandiran.

Sabah caglayan derenin sesiyle uyanip pencereden baktigimda böyle birsey gördüm. Bu kadar yesil olunabilecegine inanamadim. Sis herseyi daha da bir gercek disi yapiyordu zaten. Kahvalti sonrasi Gorgit Yaylasina tirmandik. Sisten pustan birsey göremedik ama yine de degdi. Bizden önce oradan gecmis bir orman sakininin yagmurla islanmis ama silinmemis ayak izi hepmimizi cocuksu bir ürkek sevince bogdu.

Daha nasil anlatayim bilmiyorum. Bir gezi yazisi yazmak degil cünkü niyetim. Sadece bir yerin, havasiyla suyuyla insaniyla bir vadinin, onu ziyarete gelmis yabancilari nasil güzel agirlayabildigini söylüyorum. Hem de hic birsey yapmadan. Bin yillardir oldugu gibi, sicak koruyup kollayan anne sefkati en iyi tarif ediyor Anadolu’yu. Hep diyorsunuz ki ne isim var baska kentlerde baska ülkelerde, böyle bir cennet hem de icinden kopup geldigim bir cennet köse dururken. Ama yine de gidilir. Kisa bir ziyaret sonrasi öpüp koklayip geride birakilan bir anne gibi, göstermez göz yaslarini. Dopdoludur hep, kendine yeter, ihtiyaci yoktur size. Ama her yer oldugu gibi yine insanla, kalabalikla, coklukla daha güzeldir.

Not: Hala bu yaziyi yazdigim siralar Macahel’den üzücü bir haber geldi. O gün oraya gitmeseydik bir insani hic tanima sansimiz olmayacakti. Hayat böyle tuhaf, gecici, tozlu toprakli bir ruya iste..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s