Hasat Bayrami

Almanya’da yaşayıp da bira sevmemek iddialı bir durum biliyorum. Ama ne yapayım, damak tadı. Sevmediğim gibi arkadaş hatırına çiğ tavuk yenir deyip arada ortam gereği bile içemiyorum. Annesi ‘Tabaktaki bitmeden sofradan kalkılmayacak.’ diyen çocuklardan olduğum için neredeyse hiç yemek seçmem ama yiyip içmediğim bir kaç şeyden biridir bira. Neyse ki elma suyu var da, kadeh kaldırılması gereken masalarda durumu kurtarıyor!

Hal böyle olunca ilk baharda başlayıp sonbahara dek süren civar festivallerinin ilgimi çekmemesi beklenir. Çünkü hep ‚Bierfest‘ diye anılıyorlar. Halbuki bira, buralarda milli içki olması vesilesiyle, insanlar susuzluklarını gidersin, rahatlasın, birlikte daha coşkulu gülsün eğlensin diye bir araç. Festivallerin amacıysa çok daha başka. Ya da eskiden öyleymiş…

Bilinen en eski hasat festivali Romalılar zamanında yapılırmış. Alınan ürün, bolluk ve bereket için tanrılara kurbanlar verilirmiş. Amerikan filmlerinin en az yarısında rastladığımız ‚Thanksgiving‘ yani Şükran Günü aslında yine bir hasat bayramından başka birşey değil. Her ülkenin, her yörenin kendine özgü dil, din, gelenek ve görenekleriyle harmanlanmış, iklim farklılıklarından dalgalanmalar gösterse de genelde yaz sonu son bahar başına rastlayan hasat bayramları var. Tabi ki bunlar tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişte kaçınılmaz bir çok değişime uğramış.

Konunun uzmanı olmadığımdan ayrıntılı bir incelemeye cüret etmiyorum. Ama temelde insanoğlunun ona sunulan nimetlere teşekkürü teması çevresinde şekilleniyor. Yağmurun yağmasi, başakların boy atıp rüzgarda nazlı nazlı salınması, sonra olgun buğday tanelerinden ağırlasan başlarını hüzünle eğip hasatı beklemeleri. Işte benim gözümde böyle bir resim canlanıyor hasat zamanı deyince. Içinde çalışkan, güneş yanığı yüzlü iyi insanların olduğu bir resim. Bütün bir yıl verilen emeğin karşılığı nihayet ve çok şükür ki alınmıştır. Bu kutlu günde coşmak, gülmek, doyasıya eğlenmek artık haktır. Ama en çok çocuklar sevinmeli, onlara şeker ve her türlü tatlı şey sunulmalıdır. Fakirler aç kalmamalı, hasat paylaşılmalı, alişveriş kutsanmalıdır. Işte bu sebeplerle panayırlar kurulur, oyunlar oynanır, şarkılar söylenir hep birlikte.

Bundan 200 yıl önce kral tebasına böyle bir festival düzenlenmesini buyurmuş. Böylece ilk Gäubodenfest 1812’de kutlanmış Straubinglilerce. Başlarda her yıl gerçekleşmeyen festival, günümüzde her sene ortalama 1,3 milyon ziyaretçisiyle Almanya’nın ikinci büyük festivali. Bu sene 200. yıl dönümü dolayısıyla ekstra etkinlikler de düzenlenmiş.

Bira içmiyor ve kılık kıyafete riayet etmiyor olsam da, hala hasat zamanı ruhu biraz da olsa hissediliyor mu merakımdan festivalin son Pazar günü Straubing’deydim. Sarı buğday başaklarını hanımların saçlarında da olsa görmek bana yetti.
27.08.2012

One response

  1. Muge

    Guzel bir yazı olmuş, o doğal sari saclarindaki örgülere de bayıldım!

    Ağustos 28, 2012, 5:38 pm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s