Güzel İzmir

Bu okuyacağınız yazı bir kültür sanat haberi değil. Bir süredir yazmıyor olmamdan dolayı bir çeşit ‘kusura bakmayın’ alt başlıklı memleket izlenimleri diyebiliriz sanırım.

Eylül’de bir süre Türkiye’deydim. Yılın benim için özel bir zamanıdır Eylül. Doğduğum gün bu aya denk gelir, bir de sokağa çıkılamayan bir yıla. Sırf yaz bittiğinden hüzünlüdür hiç bir şey olmasa. Ama bu kez sıcacıktı hep. Bir yağmur sıkıntısı havada asılıydı ama yine de pek yağmadı bulutlansa da arada. Serin olur diye yanıma aldığım hırkam bavuldan çıkmadan geri geldi misal.

Varış noktam İzmir’di. Güzel İzmir. Sıcaktan kavursa da çocuklarını hep güzeldir nedense. Gördüğüm kentler içinde en cok Atina’yı benzetmişimdir. (Atina İzmir’e benzer bana göre, İzmir Atina’ya değil. Daha eskidir İzmir ve daha güzel elbette.) İki şehirde de mis kokulu Akdeniz’e karşı balık yenir ve üzerine (Türk) kahve(si) ve tatlı ikram edilir.

Bu gidişimde malesef böyle keyifler yapmaya vakit yoktu. Bir kaç günümüz hastanede geçti, ben refakatçi kadrosundaydım. Hastane koridorları ve hiç dinmeyen ecza kokusu herkesi etkiler malum ama hastanede bir gece geçirmek başka bir şey. Bu ilk sefer olmasa da, belki de en ilginciydi. Zira zor zamanlar olmasına karşı çok kez gülümseme şansımız oldu. Hiç tanımadığı kişiye yardım etmeyi vazife bilen yurdum insanının sıcaklığı dolayısıyla, yoksa gülünç bir şey yok.

Kısmi uyuşturma ile ameliyathaneden dönen anneme doktorun talimatıyla bol su ve kafein içerikli içecekler veriyordum. O sırada öğle yemeği dağıtılmaya başlandı. Annem zaten yemek yemek istemediği için yemek almaya gitmedim. Ama sağolsun yemek dağıtan görevliler herkesin doğru yemeği alması ve aç kalmaması için özenle yapıyorlar işlerini. Bizim yemek almadığımızı farkeden görevli odaya geldi ve buz dolabının üzerindeki kola şisesini görünce iki elini beline koyarak bana dönüp “Ameliyattan çıkmış hastaya kola mı veriyorsun?” diye azarlar gibi sordu. Sadece “Ama doktor söyledi.” diyebildim. Bana pek inanmasa da başını eh dercesine yana eğip gitti yemekçi adam. Ve biz arkasından gülümsedik.

Annemin yatağı kapıya doğruydu. Duvar değil de gelen geçen insanları görsün diye. Yine bir bardak su vermiştim (doktorun talimatıyla!) ve yavaş yavaş onu içmekteydi. O sırada koridordan bir hasta ve yakını geçtiler. Herkesin bin türlü derdi olmasına rağmen kimse başı önde yürümüyordu bu hastanede. Kimse birbirine geçmiş olsun demeden geçmiyordu. Ve herkes bir diğerinin sağlığından kendini sorumlu tutuyordu. İşte gelişmiş ülkelerde parayla da olsa satın alamayacağımız hizmet buydu. Yine bu incelikte olan ve az önce kapımızın önünden geçerken annemin su içtiğini gören amca can havliyle döndü ve annemi “Aman kızım, ameliyattan yeni çıkmısşsın, 8 saat bir şey yiyip içmemen lazım!” diye uyardı. Annem de “Yok merak etmeyin, doktor söyledi.” diye teskin etti amcayı. Ve biz yine gülümsedik.

Gece oldu, bazı hastaların refakatçileri nöbet değiştirdiler. Yanımızdaki odaya da yeni bir refakatçi geldi. Annem yaşlarında bir kadındı. Kendi hastasının odasına girmeden, elinde eşyalar olduğu halde, kapıdan başını uzattı geçmiş olsun demek için. “Biz de yan odadayız, görüşürüz.” diye de ekledi gülümseyerek. Sanki yan daireye yeni taşınmış bir komşuydu. Biz sabah erkenden çıktık ve teyzeyi bir daha hiç görmedik ama o yine de bizden bu komşu sıcaklığını ve hayatından bir kaç dakikayı esirgememişti.

Bir kaç yıl önce, başka bir gelişmiş ülkede, bu sefer tek başıma yaşarken bazı akşamlar düsünürdüm. Yeşillikler içinde, dağ ve göl manzaralı cennet gibi bir yerdi. Apartmanda benden başka 3 aile vardi. Yani komşuculuk oynamaya çok müsaitti sayı bakımından. Ama orada oturduğum zaman zarfında kimse kapımı çalmadı. Apartmanın güzel de bir bahçesi vardı ama yaz aylarında bile kimsenin çıkıp oturduğunu görmedim. Bir kez biz indik elimizde çaydanlıkla o kadar. İnsanların birbirlerine bu kadar uzak, umarsız yaşamalarını anlayamazdım. Başıma bir şey gelse kimsenin haberi olmaz, çünkü kimse bu kızdan kaç gündür ses çıkmadı deyip merak etmez diye kendimi korkuturdum bazen. Alışmışız bir kere komşumuz evde diye rahat uyumaya, yeterince yanlızlaşamıyoruz.

Biraz daldan dala atladım gibi oldu, toparlayayım. Belki hastane koşulları buradakiler gibi değil ama yalnızlık az. Ve hastane gibi insanın fani yaşamdan ziyade başka mevzuları düşündüğü yerlerde bir insan sıcaklığı en mucize ilaçtan bile yeğ olabiliyor. Güzel İzmir’in güzel insanlarından mı yoksa şifalı inciri, üzümü, zeytininden mi bilmiyorum, capcanlı ve sağlıklı ayrıldık oradan. Çok şükür.

Bana nedense çok uzun gelen, ki uzun otobüs yolculukları uzmanlık alanım sayılır, bir otobüs yolculuğuyla eve döndük. Bir iki gün de doğduğum ve uzun süreler yaşadığım Istanbul’a uğrama fırsatım oldu. Ya ben yabancılaşmışım ya da Istanbul baskalaşmış tam emin değilim ama değişikti bu kez izlenimlerim. Ama bu da başka bir yazının konusu olsun..

26 Eylül 2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s