Güz Sevinci

Yaz sıcağıyla geldiğim memleketten sonbaharın renklerine inince sevinmedim desem yalan olur. Ben sonbaharı severim. Hüznüyle, rüzgarıyla, ve en çok da renkleriyle severim. Tasvire pek lüzum yok, şöyle bir kafanızı kaldırmanız yeterli doğanın en sıcak renklerini tüm tonlarıyla görebilmeniz için.

Hala içinde ağaç olan kentlerde yaşadığımız için şanslı olmalıyız. Yolda yürürken birden önümüze bir yaprak düşüverir. Zamanın akışını acımasızca ve bizi önünde sürükleyişini, bu sürüklenişte cebimizden düşürdüklerimizi, elimizi öylece bırakıverenleri, bir daha hiç geri gelmeyecekleri hatırlatır. Rüzgarı sert, elleri nasırlıdır. Şairin de dediği gibi, çocuklarını döver gibi sever sonbahar.

Yine de içinde en az iki insan nefesi, üzerinde bir de çatısı olan bir evde yaşıyorsa insan, o kadar da üşütmez sonbahar. Naftalin kokuları arasından çıkıverir yün kazaklar, kimilerini hala annelerin ördüğü. Bacalar tütmeye başlar ufaktan, çekingen. Reçeller yapılmış, turşular kurulmuş, mevsimin son kırmızı domatesleri kavanozlara doldurulmaktadır. Gözlerimle gördüm, ayvalar ve narlar epey ağırdı dallarında – belli ki kış zor geçecek.

Gelecek kış ne kadar çetin olursa olsun, sonbahar bizi hazırlar. Renkleriyle ısıtır, tohumları toprak altına saklayabilmek için zaman tanır. Güneşi daha az görüp hüzünlensek de arada, ömrün bir parçasıdır diye hiç olmazsa, tadına varılmalıdır. Çalışmak, üretmek, okumak zamanıdır.

Mevsimlerden sonbahar metaforunu insanın yaşlılık evresine bağlamak gibi bir klişeye hiç niyetim yoktu aslında ama iki tema öylesine denk geldi ki bana da başka seçenek kalmadı. Tam ben bu duygularla yüklüyken yaşını almış Regensburglu Türk hanımların toplantısına katılma fırsatım oldu. İyi niyetli insanlar, güzel işler yapmak için toplanmışlar. Elinde bir fenerle yolu aydınlatacak olan genç bir öğretmen hanım. İleri gelenlerin desteği de eksik değil. Yolunuz açık, dikensiz olsun diliyorum.

Sık sık bir araya gelinecek, tekken çok olunacak. Duygu, düşünce, fikir, tecrübe ne varsa hepsi paylaşılıp çoğalacak. Torunların okula götürülüp getirildiği yaşta yeniden biraz öğrenci olunacak ve bundan gurur duyulacak. Çünkü, büyük adamlar söylemiş zamanında ben tekrarlamaktan yorulmam:

Öğrenmenin yaşı yoktur. Kadınlar eğitilip öğretilirse ancak bir toplum yükselir.

Öğrenci olmak bir yaşam tarzıdır bence. Hep öğrenmeye aç ve hevesli olmak. İnsanı genç ve diri tutan budur. Ben yazmayı anneannemle birlikte söktüm. Nüfusa yanlış yazdırmışlar. Kağıt üzerindeki okul çağı geldiğinde ya çok küçükmüş ya da çok büyük. Kimse de bu yanlışlığı düzelteyim dememiş, tarlada bahçede kim çalışacak yoksa. Ama o aradan yıllar geçse de geç oldu demeyip, devlet televizyonundaki okuma yazma kurslarından öğrendi okumayı. Bugün hala yakın gözlüklerini takıp günlük gazeteleri okur, olan bitene sinirlenir. Hesabı kitabıysa zaten dedem çoktan ona bırakmıştır.

Anneannem ekrandaki fişleri dikkatle defterine geçirirken ben de yanındaydım, ilk kurşun kalemimle yazıyordum parmaklarımı zorlayarak. İşte o gün bugündür okuyorum, yazıyorum ve bunu savunuyorum.

12.10.2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s