Hatırlayamadıklarım

Anlatamadığım hikâyelerle doluyum, şimdi düşününce aklıma gelmiyor. Başıma aldığım bir darbeyle hafızamı yitirdiğimden beri böyle. Doktor geçici bir şey olduğunu, zamanla her şeyi hatırlamaya başlayacağımı söyledi, biz de ona inandık. Söylediğine göre hafızam kendini çarpışmanın şiddetinden korumak için içine kapanmış, üzerine bir çeşit kalkan örtmüş. Böylece hiçbir şeyi unutmamışım, sadece hatırlamıyormuşum. Ama ben iyileştikçe ve hayat sihirli çağrışımlarını bana beş duyum aracılığıyla gönderdikçe yavaş yavaş resim oluşmaya başlayacakmış.

— Tıpkı bir yapboz gibi.

Deyince gözümün önünde ilk resim belirdi: Klimmt. Bin parça. Her gün birkaç parça koysan biter. Ama resmin içine girebilirsen bırakamazsın.

O gece evde yalnızdım. Herkes nereye gitmişti tam hatırlayamıyorum tabi. Masanın üzerine yayılmıştı yapboz. Çerçevesi ve sağ alt köşede el kadar bir bölümü yapılmıştı. Saat on buçuktu.

Kafamı kaldırmaya çalıştığımda fark ettim boynumdan sırtıma uzanan korkunç sızıları. Duvar saatini görene dek dayandım. Sabahın beşiydi. Geriye çok az bir kısım kalmıştı, onu da tamamlarsam resim oluşacaktı ama bayılacak gibi hissettim. Işığı kapatıp yatağıma dar attım kendimi.

Öğlene doğru uyandığımda kızların sesi geliyordu içeriden. Salona gittiğimde müjdeyi verdiler bana, resim tamamdı. Sevindim mi üzüldüm mü bilemedim. Yapbozun son parçasını koymanın hazzını bilemediğim gibi.

Doktor yapboz deyince ilk hatırladığım anı bu oldu. Sonra gerisi geldi dediği gibi ama parça parça geldi. Kronolojik sıraya dizmek çok yorucu oldu hepsini. Doğru dizebildim mi hala emin değilim. Henüz tüm parçalar elimde değil, o yüzden biraz bu köşeden biraz o kenardan anlatıyorum. Bittiğinde ben de görebilmeyi umuyorum bütün resmi. Çiçekler serpilecek mi aralara yoksa ben de Klimmt gibi çiçeklerden mi örmeliyim bu hikâyeyi, kestiremiyorum. En iyisi sadece anlatmak. Böylece yazandan çok yaşayan olurum ve böylece yazarın bilemeyeceği ayrıntıları da hatırlarım. Saklarım belki ama hatırlarım.

Henüz hatırlamadan, bazı bölümleri unutmak isteyeceğimi biliyorum. Demek insan hafıza kaybına uğrasa bile unutmamanın ne olduğunu unutmuyor.

Yakıcı bir sıcak vardı ama insanı bunaltmayan. Yer, gök ve etrafın bir kısmı maviydi. Mavinin kaç tonu varsa havaya saçılmış bin bir çeşit ışık demetinin içinde erimiş ve görünen neredeyse sadece süt mavi bir dinginlik olmuştu. Gözlerim yarı aralık, yanımda uzanan bedenin bin yıllık tanıdıklığıyla huzurluydum. Üzerinde keyif yaptığımız tekne, kim bilir kaçıncı turist dolu anlamsız seferindeydi. Onun da bizim gibi gözleri yarı aralıktı ve bir balıkçı teknesi olmanın hiç değilse, özlemindeydi. Tamam, bu da ekmek parası ama sanki daha az gıdıklardı üzerinde tepinen insanlar yerine can çekişen ağ dolusu balıklar.

—Abla ben çok susadım içecek bir şeyler alacağım, sen de ister misin?

—Yok canım, sağ ol.

—Abla?

—Efendim?

—Sana bundan sonra abla demeyeceğim.

—Olur.

Gözlerimi biraz daha açıp hafifçe doğrularak arkasından baktım. Yanık teni, yeni uzamaya başlamış saçları ve hayatın giriş kapısındaki ürkek duruşuyla kimseyi daha çok sevemeyeceğimi anlatıyordu bana. Onu izlediğimi hissetmiş gibi bir an döndü ve bana baktı. Gülümsedi. Göz kırptı. Ve bir daha bana hiç abla demedi.

Üzerimdeki uyuşukluktan biraz silkinerek iyice doğruldum. Sırtımda sıkışmış birkaç kası gevşetmek için hafifçe gerindim. Sıcak her türlü derde iyi geliyordu sanki. İnsanı bir hamur gibi yoğurup tekrar şekil veriyordu ve gece teninde hafif bir kaşıntı olsa da onca güneş ışınını hapsetmiş olmanın verdiği enerjiyle, radyasyona maruz kalmadan ama, mışıl mışıl uyuyordun. Henüz geceye çok vardı, günün tadı bitmemişti. Teknenin ucuna kadar gittim ve elimi gözlerime siper ederek ufka doğru baktım. Sıcaktan yer gök deniz birbirine karımış olsa da belli belirsiz bir ufuk çizgisi seçiliyordu. Dünyanın yuvarlak olduğunu fen bilgisi kitaplarından günlük hayata taşıyan o sihirli birleşim, gözün görebildiği perspektif değerleri, vs. Estetiğe zarar veren düşünme ve hayal kurma sistemimdeki bu arızalar kazadan sonra oluşmamış demek ki, bunu sadece hatırlıyorum.

Yerime dönüp uzandım tekrar. Konuştuk. Sustuk. Tavla oynadık. Ve sonra artık tam dönüş yolundaydık ki garip bir şey oldu. Bütün o sıcağa rağmen kanımızı donduran.

Biz ve birkaç aile teknenin üst katındaydık. Üst kata demir bir merdivenle çıkılıyordu. Basamakların ve korkulukların arası boşluklu, asma köprü tadında az çok. Merdiveni çıkınca hemen soldaki şezlonglarda biz vardık. Geri kalanlar yabancıydı ve çok güzel çocukları vardı. Yabancı olmalarından değil çocuk olmalarından kaynaklanıyordu güzellikleri. Bütün gün koşturup durdular bir aşağı bir yukarı ama yorulmadılar.

Yedi sekiz yaşlarında bir kız elinde iki bardakla merdivenin sonuna kadar gelmeyi başarmıştı. Tedirgin hali beni de ürpertti ve onu izlemeye başladım. Bir iki adım daha attı ama tekne sallanıyordu ve her iki eli de dolu olduğu için korkuluklara tutunamıyordu. Elinden bardağı alıp ona yardım etmek için uzandım ama henüz ona ulaşamadan aşağı yuvarlandı. Bütün düşüşü en ön sıradan izleme şansını ve ardından gelecek travmayı kazanmıştım. Düşerken korkulukların arasından geçti ve başını çarptı. Hava birden soğudu. Annesi koştu sanırım, tam hatırlamıyorum. Çocuk bayılmamıştı, gözlerinden yaşlar fışkırarak ağlıyordu. Bu iyi bir şeydi, düşmesine ve acısına öfkeliydi. Korkmuştu. Bunlar hep hayat belirtileri. Zaten dönüyorduk ama teknenin sahibi kurtarma botuyla hemen hastaneye yetiştirmeyi önerdi. Anne istemedi. Biraz su verdiler, başına buz koydular. Bir süre sonra sakinleşmişti ama sonrasını bilmiyoruz. İyi olmasını diledik ve kötü hiçbir şey düşünmedik.

Başucumdaki komodinin üzerindeki bir resimden gelen bir aydınlıktı bütün bunlar. Güneşten gözlerini hafif kısarak objektife bakmış bir delikanlı ve onun mavi bikinili gülümseyen ablası.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s