Havana I

DSC_6896

Bir kente ilk defa akşamın darında varırsanız bir başka görünür haliyle. Gerçekte olduğundan biraz daha ürkütücü, hafiften efsunlu, çok da hoş geldin demeyen. Öyle tuhaf bir vakitte indik biz de Havana’ya. Sırtımızda çantalarımız ve ön yargılarımız olduğu halde havaalanından şehre yol alırken karanlık artık iyice çökmüştü. Yabancıladık haliyle, yabancıydık bir hayli.

DSC_6885

Sonradan iyice hakim olacağımız bir cetvel keskinliğinde birbiriyle kesişen kentin caddelerinde adres tarifi biraz tuhaf. Bina numarası kimseye pek bir sey ifade etmiyor, zira caddeler bir hayli uzun. Cadde veya sokak ismiyle birlikte aranılan binanın o cadde veya sokağı dik kesen hangi iki cadde veya sokak arasında kaldığını da belirtmek gerekiyor. Kulağa karmaşık gelse de aslında çok mantıklı ve geometrik. Kendiliğinden değil de bir amaç uğruna kurulmuş kentlerin mimari soğukluğu, insanların o düzende yarattığı kaos sayesinde neyse ki çok az hissediliyor.

DSC_6888

Kaldığımız ev beklentilerimizin çok üstünde. Terası ise muhteşem. Çıktığımızda boydan boya bembeyaz çarşaflar asılıydı. Bugün çamaşır günü dedi Fabio. O haliyle çok daha güzel olduğunun o da farkındaydı belki ama bizi tanımıyordu.

Tam bir koloniyal mimari örneği, yüksek tavanlar. Antika diye eski süsü verilmiş ucuz mobilyalarla döşeli Avrupa otelleri halt etmiş. Buradakiler gerçekten antika. Minik heykeller, biblolar, gümüşlükler bin bir çeşit porselen dolu. Ev değil de sanki yirminci yüzyıl ilk yarısı dekorasyon lezzeti üzerine bir müze.

Odada tavandan yüksekliğin yarısı kadar sarkıp etrafı epey bir aydınlatan ilginç bir avize var. Sonra bol aynalı dolaplar, tuvalet masası, komodin, vs. tam hanımlara layık! Düşünüyorum, bacasız endüstriye imalathane olmadan önce kimler yaşadı bu evde diye. Ruhu olan yapılardan.

Sokaklarında dolaşıyoruz bir aşağı bir yukarı. Akdeniz samimiyeti var, evlerin kapıları açık, her blok aynı evde yaşayan büyük bir aile gibi. Oturma odası sokak kapısından başlıyor. Yer döşemelerinin kaldırımlardan pek de farkı yok. Herkesin ayağında terlik var nasılsa!

DSC_6936

Açık bir sokak kapısından bakınca bazen çok dar ve dik ve ucunu görmenin mümkün olmadığı bir merdiven boşluğu, bazen de diğer bloğa kadar kesintisiz uzanan yine dar bir koridor görüyoruz. Hangi daire nerede bitiyor nerede başlıyor belirsiz. Yerli olmayanlarda labirentimsi bir aidiyetsizlik hissi bırakıyor bu yapı. Yaşayanlarsa hallerinden memnun görünüyorlar.

DSC_7146

Ama en mutlu olanlar elbette çocuklar. Her şeyleri var, hiçbir şeyleri eksik değil. Yoksa da herkesin yok, özenti denen o çocukluğun en acımasız törpüsünden muhaflar. En güzel giysileri okul formaları ve hepsine veriliyor. Hiç sıkıcı ya da askeri değil, normalde de sokakta oynayan bir çocuğun giyeceği türden bir gömlek ve şorttan ibaret.

DSC_7121

Gri ve lacivert olmayan renklerden seçilmiş, eşitsizliği ertelemiş, ne güzel düşünülmüş. Kreşe giden çocukların forması ise tam bir şenlik: mavi beyaz (bayrakları) pöti kareli! Trinidad’dan sonra bahsedeceğim ama yeri geldi şimdi bir anının: Dolaşırken bir kreş gördük sokaklardan birinde. Uyku saatiydi. Odanın ortasına kurulmuş bembeyaz minik hamaklarda, yine beyaz gecelikleriyle öğlen sıcağında kestiriyordu bebeler. Böyle bir manzara ömrümde görmedim. Bizim şaşkınlığımızı gören bakıcıları gülümsedi, el salladı ve yine işaretle (sessiz oluyordu çünkü çocuklar uyanmasın diye) fotoğraf çekebileceğimizi anlattı. Yok dedim sağol, bu kare bana kalsın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s