La Musica

Nihayet kendimi müzikten bahsetmeye ikna edebildim. Söylemeye gerek yok, müzik her yerdeydi – duymadığımız zamanlarda bile kıvrak bir yürüyüşte kendini belli ediyordu. Ama asıl dans ve ritm bir sır gibi saklanıyordu yabancılardan. Kime sorsanız, hatta sormanıza gerek yok birileri mutlaka yanınıza yaklaşıp şunu söylüyor: Buena Vista Social Club. Herkes biliyor ki burası bir düdükleme mekanı, gitmiyoruz. Ama kulağımız her melodi duyuşunda acaba mı diyoruz, gerçek bir yerden mi geliyor ses? Ama yok, hepsi birer sahne.

DSC_7148

Tesadüfen Plaza Vieja’da (Havana) bu gösteriye rastladık. Gösteri olduğunu gizlemiyordu en azından, samimi geldi, durduk izledik. Okul çıkışıydı ve saç örgülü kızlar da sıralanmıştı seyirciler arasına. Yetenek başka bir şey. Her tanık olduğumda insanüstü bir şeylerin havada dolaştığını hisseder, ürperirim.

Trinidad’a vardığımızda (ülke olan değil, Trinidad de Cuba, en eski yerleşim yerlerinden biri – bir sonraki yazının konusu) henüz bir Casa de la Musica ya da Casa de la Trova gecesi yaşamadığımızdan dolayı bir miktar hayal kırıklığı taşıyorduk yanımızda. Burada kesin gitmeliydik. Ve de gittik.

Casa de la Musica, kentin merkezindeki taş merdivenlerin üzerinde bir açık hava gazinosu. Her akşam çeşitli gruplar birbiri ardına sahne alıyor. Sahnenin önünde bir alan dans edenlere ayrılmış. Birlikte dans eden iki kişiden yüzü güneş yanığından parlamayanı izlemek enfes. Diğeriyse muhtemelen salsa kursunun organize ettiği bir gezinin hakkını verme çabasında.

DSC_7289

Casa de la Trova. Karşımda uyuyan bir adam, yerel dansçıların sıra sıra oturduğu duvarda. Çok uzun süre gözleri kapalı kaldı gerçekten, uyuyordu mesai başında ve o çok seslilikte.

Bir çeşit konsomasyon hali mi diye sordum kendime, cevabı yok. Bin yıllık şarkıların ve dansların turist eğlencesine dönüşmüş olması. Sadece buralıların gidip kendi kendilerine eğlendikleri bir yer var mı? Sır.

Çok güzel dans ediyorlar, yani hakkını veriyorlar vesselam. Hatta bir şekilde yabancıları da dans ettirmeyi başarıyorlar. Beyaz ve siyah ellerin yıllar ve acılar sonra dans pistinde buluşması. Siyahın bağışlayıcılığı, göstermeyişi kiri ve acıyı.

Bir o kadar zayıf, siyah ve saçları beyaz bir adam, kocaman gülümsemesiyle içten dans ediyor. Yaşını da almış halbuki ama daha genç belli. Dans değil de başka bir şey izliyoruz o adamda. Yaşamı ve doğayı sevinçli bir kavrayış, bembeyaz dişlerini hep gösteren bir kabulleniş.

Müzik ve dans, insanların nasıl eğlendiği o toplum hakkında çok şey anlatır. Özellikle kadınla erkeğin birbirlerine göre yerleri mevzuunda. Ya da erkeğin kadını nasıl gördüğü, ona nasıl davrandığı. Anlıyorum ki Küba’da kadınlar eşit, el üstünde tutulup hürmet görüyorlar. Daracık bluzları ya da kısa şortları başlarına kötü şeyler gelmesinin hafifletici sebebi olmuyor, erkekler adam gibi davranıyor.

Hasta Siempre’nin bin çeşit yorumuyla birlikte aşağı yukarı bu şekilde kaldı kulaklarımızda Küba. Bir ülkenin müziğini duyabilmek zaten üç haftada mümkün olabilir mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s