Olmadı

Yeni yağmış ve henüz ayak basılmamış karda yürümek. Sokaklara incecik bir örümcek ağı ya da gözleri kör eden bir dantel hafifliğinde serilmişti. Bir tecavüzcünün suçluluk duygusuyla karışık heyecanını çarpıyordu soğuk hava yüzüne her adımda. Dönüp dönüp ayak izlerine baktı. Büyük ve çirkindi, yaralı bir hayvan gibi yalpalıyordu izler.

Paltosunun yakalarını kaldırdı, yüzünü içine gömdü sığdığınca. Utancını gizlemek ister gibiydi. Utanmıyor olmanın verdiği utancı.

Bir süre daha amaçsızca yürüdü. Mütemadiyen uzayan sakalları, yüzünü bir yerlere sürtme ihtiyacı yaratıyordu. Buna direndi. Kendine biçtiği bu çeşit ufak tefek cezalarla huzur bulmasa da vicdanı avunuyordu en azından.

Rengarenk kuşlar gördü bir ağacın dalında. Bu soğukta, bu kadar kuzeyde! Hayretler içinde kaldı. Bir evcil hayvan dükkanından kaçmış olmalıydılar. Yaklaştı yakından görebilmek için, ürküp kaçıştılar hemen. Tüyleri uçuştu bir kaç havada. O gri beyazlıkta renkleriyle nasıl da sıcak olmalıydılar. Bir kuşu avucunda düşledi bir an. Gözlerini yumdu. Sonra yine o her anı kirleten vesvese. Avucunu fazla mı sıkmıştı?

Devam etti yoluna ayak izleri kesintiye uğramasın diye hiç olmazsa. Ardından gelen biri meraklanabilirdi aniden bir ağacın önünde kesiliveren izlerden.

Yürüdükçe kendi hayatından uzaklaşıyordu sanki. Bir süredir bu dünyadaki zamanının dolduğunu düşünür olmuştu. Bu bir düşünce miydi yoksa sadece bir kuruntu mu, böyle ayrımları yapabilecek zihin netliğinde olmadı hiçbir zaman. Bir orta yaş krizi denemezdi buna, yaşı ortayı bir miktar geçmiş olsa da. Yaşlanmak değildi mesele. Yaşlanmıyordu ona göre, zaman iyice yavaşlamıştı. Duruverecekti sanki. Yapacak bir şey kalmamıştı yer yüzünde. Gitse gidemiyor kalsa kalamıyordu. O da böyle çaresizlikten, belki bir dipsiz kuyu bulur yuvarlanır ya da bir kara deliğe denk gelir de emilir umuduyla yürüyordu. Bir de izini belli etmemeyi becerebilseydi…

Geride bıraktıklarını düşündü. Onlar için kaygı duymuyordu. Vicdan tellerinden birini de bu konu tınlatıyor olsa da içi rahattı. İyilik yapmıştı bir bakıma, bir yükten kurtarmıştı onları. Kalanla muhasebe bitmezdi çünkü. Halbuki kör ölür badem gözlü olurdu nasılsa. Kötülükler unutulur iyilikler hatırlanırdı sadece. Hem bir insana yer yüzünde yapılabilecek en büyük kötülük, onu bir affetme(me) iç savaşıyla başbaşa bırakmaktı. Genel af çıkarılmalı mıydı? Barışa hizmet mi ederdi yoksa vicdanlarda onulmaz yaralar mı bırakırdı? Bu soruların cevapları herkes için aynı değildir ve dolayısıyla o hayal edilen düzlüğe varılamaz. Hiç olmazsa aynı anda ve aynı hasarla varılamaz. Sonra yara izleri karşılaştırılır, ve aradaki farktan sinsi ve gizli küskünlükler peyda olur. Ne kadar pişsen, olsan da engel olunamaz şeylerdir bunlar.

Ve işte çekip gitmek, temize çeker bir nevi hayatı. Unutmanın süngersi dokusunda, zamanın merhem oluşuyla kanıksanır. Bir mahkeme eksik devam edilse az şey mi adalet için?

Bir hikayenin en çetrefilli yerinde bu olmadı deyip, buruşturup atmasıdır kağıtları yazarın. Geç olmuştur o gün, yatılır uyunur ruyalar müsade ettiğince. Ertesi gün taze yağar belki kar yeniden, yeni bir hikayeye başlamak için.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s